*** SEVGİ’den AŞK’a DOĞRU ***

               
 

 

*****AŞK İÇİN*****
Ask için hayâ lazım, edep lazım,
Örtü lazım gayrisinden ırak edecek,
Takibe dalmak icin rehber lazım,
Aşk ilinde gezmek için yol gösterecek…
Aşk için sabır lazım, yürek lazım,
Dayanacak her türlü meşakkate,
Yandı mı güçlenecek, artacak alev lazım,
Ve Huzurda Vecd ile derin muşahede…
Aşk için gecmek lazım, tedbir lazım,
Helal lazım, caize bile yaklaşmadan hatta,
Mânâsızlıktan dahi öte, berât lazım,
Korkarak yemek, çekinerek yürümek arzda…
Aşk için terk-i vücud lazım, olum lazım,
Vazgeçip nefsten, halktan ziyadesiyle,
Kanatlanıp, zikre gark olmak lazım…
 
                 *** AŞK  NEDİR ?  **
 
Cancağızım!
aşk nedir bilirmisin?

                
Aşk, bir fidandır; gözyaşı ister ki,
bu aşk fidanı, neşv ü nema bulsun ve serpilip gelişsin…
 
Aşk, bir paylaşmadır;
fedakarlık ister ki, buvesileyle bu uğurda bütün geçilmez ve aşılmaz gibi görünen geçit ve şahikalar bir bir aşılır.
Aşk, bir hasrettir;
sabır ister ki, bu kutlu sabır, sevgiliye vuslata gebedir.
 
Aşk, bir imtihandır;
dua ister ki, dua altından kalkılmayacak olan imtihanları bertaraf edilmesinde, maruz kalındığı takdirde ise o imtihandan alnı açık çıkma mevzuunda en büyük silah ve iksirdir.
 
Aşk, bir bütünleşmedir;
sevgilide fani olmayı ister ki, aşık, aşkının hakikat derecesini öğrenmek için sevgilisinden elini kesip kendisine göndermesini isteyen Leyla’ya “Kimin elini kime göndereyim?” diyen Mecnun misali maşukuyla bütünleşir ve artık o, vuslat aşkıyla her dem inleyip durur.
 
Aşk, bir efendidir;
sadakat ister ki, aşığın gözlerine başka hayallerin girmesi haramdır ve bu haramın irtikabı ise aşkın ölümü demektir.
 
Aşk, bir mürşiddir;
itaat ister ki, aşık gassalın elindeki meyyit gibi naslar çerçevesinde her meselede maşukunun isteklerine boyun eğer.

 

  Aşkın Dili Kuş Dili Gibidir, Ona Süleyman Gerek.
 Aşkın Sabrı Sonsuzluktur, Ona Yus’uf Gerek.
 Aşkın Esintisi Tufan Gibidir, Ona İsrafil Gerek.
 Aşkın Yolu Dağ, Kır Ve Çöldür, Ona Kerem, Ferhat ve Mecnun gerek.
 Bendeki Aşkın Tarifi Yok Sevgili,
 Onu Anlatabilmek İçin Yaşamak Ve Yaşatmak Gerek…
 
          Şemsi Tebriz i Derki ;
Sizin davanızı bilmek isterim, mananızı öğrenmek için,
Mananızı bilmek isterim davanızı öğrenmek için.

Her İnsan kendine bir değer biçer, atfeder ve vehmeder.Sonra kendine biçtiği bu değere şahit arar.
Bu değere şahitlik edenleri sever.

Biçtiği bu değerden bile çok değerli olduğuna şahitlik edenlere ise aşık olur.

Çektiği acıların kaynağı budur.Bu yazıyı okuyan okuyucu yüreğine bakarsa dikkatlice ayan beyan görecektir ki, çektiği en büyük acı, ona hak ettiği değerin başkaları tarafından verilmemesi, bu değer iddiasına şahitlik edilmemesidir.İnsanlar yalancı şahit arar dururlar.Bazen bulurlar, en başlarında sevgi duyarla bazende aşk yaşadıklarını iddia ederler ve sonunda cayır cayır yanar yürekleri.Yalancı şahitlik kısa sürede biter zira.

Kişinin değeri, anlamı kadardır.

Kişinin anlamını onun manası belirler.Mana yoksa anlam olmaz.

Kişinin manası, davası kadardır.Kişi ancak davası kadar mana taşır.

O halde kişi davasını nasıl öğrenebilir.

Kişinin davası ancak derdidir.Derdin neyse davan odur.

Ya derdini dahi bilmeyen ler?

Kişinin derdi en çok konuştuğu şeydir.

Ey iddiacı sen derdin kadar değerlisin. Bırak başkalarınıda GERÇEK derdine bir bak… vesselam ( mesdane )

  Âşıklar Kâbe’ye bile sırt döndü,
Bildiler, dostun sadrınadır hürmet…
Alınlarında peygamberin mührü,
Nerede hayâ var, orası mâbet…

Zamana mekâna sığmaz Sevgili,
Kavuşmak için mescide ne hâcet…
Yeryüzü, gökyüzü, bir uçsuz handır,
Nerede ki aşk var, orası mâbet…

Yetmez ki âh yetmez onlara gündüz,
Âşıkların uykusu da ibâdet…
Havra, kilise, câmi kuru yapı,
Nerede sevdâ var, orası mâbet…

Gönül ehli görüntüye takılmaz,
Ne sırlıdır iman denen alâmet…
Mağara, sahil, ağaç dalı, dağlar…
Nerede zikir var, orası mâbet…

Gaflet ile cem olduğun yer değil,
Nerede tefekkür, orası mâbet…
Nankör olup oturduğun yer değil,
Nerede şükür var, orası mâbet…

Cümle âlem ibâdet-gâh âşığa,
Toprak, deniz, hava, su birer âyet…
Yönelmek iste yeter ki Cânâna,
Tarla, tezgâh, çarşı, pazar hep mâbet..
.

 

Böyle Bir Sevgi Var Mı ?
"Sevmek" dedim.
"Yoluna ölmek" dedi.
"Yol" dedim.
"Alıp başını gitmek" dedi.
"Gitmek" dedim.
Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi.
"Dost" dedim.
Durdu. Bana baktı. "Dost" diye mırıldandı.
"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi.
"Yürek" dedim.
"Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi.
"Dünya" dedim.
"Hayatın bir yüzü" dedi.
"Yüz" dedim.
"Ardında ne gizli bilemediğim" dedi.
"Giz" dedim.
"Hep çözmeye çalıştığım" dedi.
"Çalışmak" dedim.
"Bitmeyecek öykü" dedi.
"Öykü" dedim.
"Binlercesini içimde gizliyorum" dedi.
"Gizlemek" dedim.
"İşte, her şeyin bitimi" dedi.
"Şey" dedim.
"Sevda" dedi.
"Sevda" dedim.
"Peşinden koştuğum" dedi.
"Koşmak" dedim.
"Hayat, bir maraton" dedi.
"Hayat" dedim.
"Öyle kısa ki!" dedi.
"Niçin kısa?" diye sordum.
"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi.
"Yaşanması gereken ne var? " diye sordum.
"Aşk" dedi.
"Kaç kere?" diye sordum.
"Bin kere" dedi, "Milyon kere"
"Neden bir kere değil?" diye sordum.
"Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi.
"Önce ona varsan olmaz mı?" diye sordum.
"Keşke olsa" dedi, "Ama önce yoğrulmak gerek"
"Acı çekmek mi?" diye sordum.
"Evet, aşk acısında yok olmak" dedi.
"Yok olunca!" dedim.
"İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın" dedi.
"Gerçek aşk!" dedim.
"Büyük O!" dedi.
Durdum. Durdum. Ve sustum!
"Neden sustun?" diye sordu.
"Yüreğim titredi sanki" dedim.
"Neden?" diye sordu.
"Bilmiyorum" dedim. "Büyük O!"
"Evet" dedi, "Büyük O!"
"Nerede?" diye sordum.
"Her yerde" dedi.
"Nasıl?" diye sordum.
"Yüreğini aç" dedi.
"Yüreğimi açmak!" dedim.
"Bir tebessümle bak her şeye" dedi.
"Tebessüm" dedim.
"Her kapının anahtarı" dedi.
"Kapı" dedim.
"Girmeden bilemezsin" dedi.
"Ya korku!" dedim.
"Bilinmeyenden korkar insan" dedi.
"Ben bilmiyorum" dedim.
"Neyi?" diye sordu.
"Ben”i" dedim.
"Sen kimsin?" diye sordu.
"Ben kimim?" diye sordum.
"Sevgiyle beslenensin" dedi.
"Kimin sevgisiyle?" diye sordum.
"Büyük O”nun" dedi

 

Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.
Sevmek inanmaktır.
Sevmek yasamaktır.
Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.
Sevmek sevdiği olmaktır.
Sevmekte ikilikler kalkar, bir olmalara gidilir. İki ten, iki kalp, iki gönül yoktur sevgide. Tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur.
Sevmek paylaşmaktır . Sevdiğiyle sevdiğini paylaşmaktır. Sevdiğiyle kalbini bölüşmektir. Ki tek kalp olunsun.
Sevgide son yoktur. Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar. Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardir. Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen. Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar. Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden.
Sevmekte istemek yoktur. Sevgilinin olduğu yerde son bulur istekler. Bir şey varsa istediğin bu senin için değil, sevgili için istediğindir. O ndan O nun adına istersin. O nu daha sonsuz sevebilmek için istersin. İstersin ama bir gün gelir bu istekler de son bulur. Kendinden istersin artık. Sevgiliyi daha çok sevmek istersin kendinden. Sonsuz kılmak istersin onu. Sonsuzluğa ***ürmek, onunla sonsuzluğa varmak istersin. Bu yolda sevgili olur mu, olmaz mı bunu sevgilinin isteği belirler.

Sevmek sevgiliden sevgiliyi istememeyi öğrenmektir. Sevmek sevgiliyi sevgili olmadan sevmektir.
Sevmek; sevmek istemektir.
Sevmek, beklememektir. Beklentilerin son bulduğu bir duraktır o. Öyle ki tüm gerçekler, tüm dünya silinir gider. Ne O ndan anlaşılmayı beklersin, ne onun Leyla Mecnun olmasını. Beklediğin bir şey yoktur sevmeyi becermek dışında.
Sevmek, gücenmemektir.
Sevmek sevgililerin hiçbir sözüne üzülmemeyi öğrenmek demektir.
Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır. Sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
Sevmek ölmektir!
Sevmek, ölmesini bilmektir.

Sevmek sevgili için yasamaktir. Onun eli, kolu, gözü, kalbi olmaktir. Ama artık onun bir seyi olunmadığı zaman ölmesini bilmektir! Sevmek, vermektir. Sevmek sevdigi için almasını bilmektir. Almamaya yemin ederek vermektir. Ama almalarda kurtaracaksa sevgiliyi almasını bilmektir sevmek!
Sevmek, tükenmektir. Sevmekten ölürken tekrar varolmaktır o sevgiden.
Sevmek sevgilinin gel deyisine hayır demektir. Sevgilinin aşkıyla boğuşurken, yüzerken o aşk denizinde sevgilinin uzanan eline hayır demektir.
Sevgilinin bakan gözüne bakmamaktır sevmek. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle yanıt verebilmektir.
Sevmek, sevgili olmaktır. Sevgilinin yüzündeki gülücük olmaktır. Onu yaşama döndürecek bir damla su olmaktır. Sevmek sevgilinin limani olmaktır. Sevmek sevdiginin canı olmaktır. Onun ölümü isteyebileceği canı olmaktır. Sevmek yangın olmaktır. Yanmaktır, kor olmaktır. Dağ olmaktır, evren olmaktır. Her şey olmaktır, hiç olmaktır. Alev olup girmektir gönüllere.

Sevmek yürümektir gönüllerde.
Sevmek güvenmektir.
Sevmek onaylanmaktır.
Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye. Yalınlılıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek.

Yalansızlı, içtenlilik, ölümsüzlüktür sevmek. İlk insanin, Havva nın Adem in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır sevmek.
Gözyaşı olmaktır, yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek.

Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir.
Sevmek üşümektir. Sevgilinin yokluğuna üşümektir.
Sevgiliyle her şeyi göze almaktır sevmek. Ki sevgilinin olduğu cehenneme yürümektir. Sevgilinin olmadığı Cennete de gitmemektir sevmek.
Sevmek, sevgiliyi cennet etmektir.
Sevmek bir olmaktır.
Sevmek yaşamaktır.
Ve sevmek inanmaktır.
Sevmek bir başkasının hayatını yaşamaktır.
Sevmek sevmesini haketmektir.
Sevmek sevgilinin baktığı yerde, sustuğu yerde olmaktır.
Sevmek sevgilisiz geçen gecelerin sabahına varmaktir. Sevmek saz benizli sabahlarda yasamaktır sevgiliyi.
Sevmek sevmesini bilmektir.
Sevmek ölmesini bilmektir.
Sevmek SEVMEK olmaktır.

AŞK olmaktır.
Aşk bir kere sevmektir. Sevmek aşkın kendisi olmaktır. Sevgiliyi bırakıp ALLAH a varmaktır…

 

                        ***Sevmenİn ölçüsü ***
Bildiğiniz gibi İslâm, bir hayat nizamıdır. Maddî-manevî, içtimaî-iktisadî, bedenî ve ruhî en mükemmel prensipler, İslâm’ın bizlere getirmiş olduğu prensiplerdir. Herşeyden önce insan ve dolayısıyla Müslüman başıboş bırakılmış değildir. Rabbimizin vazettiği esaslar ve prensipler çerçevesinde, yani yaşayışını ve ruhi temayüllerini Kur’ân nizamına göre tanzim edebildiği ölçüde iki cihanda saadete layık hale gelir.

Kur’ân nizamına göre bir Müslüman olarak neyi, ne ölçüde sevmemiz gerektiğini AllahTeâlâ şu ayetiyle bize açıklamıştır:

“De ki, eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, fesada uğramasından korktuğunuz mallar ve hoşunuza gitmekte olan meskenler size Allah’tan ve O’nun Peygamberinden ve O’nun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleye durun. Allah fasıklar güruhunu asla hidayete erdirmez.” (1)

Ayetin mealinde de görüldüğü gibi Yüce Rabbimiz sevgiyi iki kısma ayırmış, gerçek ve üstün sevgiyi kendi zatına, Rasulüne ve indirdiği hükümlerin yaşanması için aşk ve şevkle çalışmaya yönelik sevgi olarak açıklarken, her biri ancak bir dünya mesabesinde olan çocuklarımıza ana-babalarımıza, kardeşlerimize, eşlerimize, dünya malına, ticarete, han ve apartmanlara duyulan sevgiyi ise ikinci planda tutulması gereken bir sevgi olarak tarif etmiştir. Diğer bir deyişle bir Müslüman önce Allah’ı sonra Rasûlullah’ı, sonra Allah’ın indirdikleriyle yaşamayı sevecek ve daha sonra da ancak dünya nimetlerine sevgi için yer verecektir.

Birgün Hz. Ömer (RA) Peygamberimiz (SAV)’e şöyle dedi: Ya Rasûlullah! Allah’tan ve kendi canımdan sonra dünyada en çok Seni seviyorum.” Rasûlullah o büyük halifeyi şöyle ikaz etti: “Ya Ömer! Sen beni canından çok sevmedikçe gerçek mü’min olamazsın.” (2) Hz. Ömer sarsıldı, hıçkırdı, gözleri doldu ve bu ikazın ruhunun derinliklerinde meydana getirdiği inkılâbı şu sözleriyle dile getirdi: “Ya Resûlullah! Allah şahittir ki, şu anda ben Seni canımdan da çok sever hale geldim” dedikten sonra gelelim bize; yani bugünün Müslümanlarına.

Hemen hemen hepimiz, en çok Allah’ı sevdiğimizi rahatlıkla söyleriz. Konuşmalarımız da “Allah aşkına” gibi antlar yaparız. Bu sözlerimizi bazen kuvvetlendirir iddiaya dönüştürürüz. Ancak, ispatına sıra geldiği zaman çoğumuzun “yaya kaldığı” esefle müşahede edilir. Bu Rasûlullah’a olan sevgimizde de böyledir, dinimizi her şeyin üstünde sevdiğimiz iddiasında da böyledir. İspat mı istiyorsunuz? Gelin şu muhakemeyi birlikte yapalım.

Bir Müslüman düşünün. Kasasında para saymakla, onları istiflemekle meşgul. Tam bu sırada, yanına gelen kişi ona çocuğunun araba altında kaldığını, ezildiğini ve kurtarılması için hastaneye kaldırıldığını söylese bu insan ne yapar? Ondan sonra o insanın gözü parayı görür mü? Aklı kasada kalır mı? Yoksa aklı başından gitmiş olarak hastaneye mi koşar? Hepinizin bu sorulara vereceği cevabı, çocuğun baba tarafından çok sevilmesi gerektiği ve bunun için sözkonusu babanın delicesine hastahaneye koşması gerekeceği şeklinde olacağıdır. Bu olayda çocuk sevgisinin para sevgisinden üstün tutulduğu gerçeği apaçık ortadadır. Yukarıdaki ayete göre biz Allah’ı, Rasûlullah’ı ve Allah’ın nizamını çok sevmek ve bu sevgiyi Allah’ın nizamını yeryüzünde tesis etmek için uğraşmak suretiyle ispat etmek zorundayız. Halbuki baş üstünde tutmamız gereken düsturlar, hayatımızı onların gerektirdiği şekilde tanzim etmemiz gereken İlâhi emirler toplumun ayakları altında eziliyor da, biz ellerimizde tesbih, sırtımızda cüppe, ayağımızda şalvar kılımız kıpırdamadan bu acı tabloyu seyrediyoruz. Vah bizim gibi şekil Müslümanlarına vah!..

   Müslüman artık kendine gel ve gafletten uyan. Kalbinin sevgi anahtarını yukarıdaki ayete göre tanzim et. Tanzim et ki, iddian kupkuru bir iddiadan ibaret olmasın. ElHak ispat edilmiş bir hakikat olsun.

                    

                               SEVGİ ÇİÇEĞİ GÖZYAŞI İSTER…
Günlük mesgalelerin dalginliginda dostlarimizi, ailemizi, hatta kendimizi dahi unutabiliyoruz; hatta ve hatta kutsal degerlerimizi. Saatler, günler, haftalar geçiyor, hiç hatira bile gelmiyor Allah ve Rasûlü. Para’nin dinden daha önemli görüldügü talihsiz bir zaman diliminde, bâtil bir mekan cografyasinda ma’kul gibi gelebilir insana bu hal-i pürmelal ilk anda. Fakat bizi ve bütün evrenleri sevgisiyle mayalayarak yaratan Mevlâ’mizi unutmak, her zerre, her nesne ve her hadise Onu bildirirken Ondan habersiz yasamak.. bu kadar gafleti, zerre kadar imani, iz’ani ve insafi olan hiçbir kalp kabul edemez.
En büyük ihsanlara mazhar olmasi hasebiyle, Allah’i herseyden ve herkesten çok sevmesi gereken insan, bu sevgisini hayatindaki isabetli tercihleriyle ispat etmelidir. Kalp kiblesi daima semavî hosnutlugu göstermeli. Insan, iliklerine kadar duyurak "Ey sevgili, en sevgili!" diyebilmeli Allah’a ve derken de, bu kavlî ilan-i muhabbetini, hâliyle ve fiilleriyle ispat etmelidir; Onun emirlerine itaatle ve yasaklarindan da kaçinmakla temellendirmelidir ki samimiyeti anlasilabilsin, dogrulugu gözüksün ve tutarliligi belirginlessin…
Malum, iman olmadan cennete girilmez, Allah sevilmeden de iman edilmis olmaz. Allah’i herseyden daha çok seven kisi, imanin tadini tatmistir diyor Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem). Hangi dilden veya dinden olursa olsun ve hangi ismi verirse versin, herkes: "Biz Allah’i seviyoruz." diyor. "Seviyorum!" Bir söz hepsi. Günümüz asik edebiyatinin en bayagilastirilmis ifadesi, fakat hala en kutsal kelimesi. Oysa özden baglilik, hatta küliyyen bagimlilik gerek. Zira seven sevdigine baglanir, daima onunla baglanti halinde olmak ister. Neden insanlar internette chat odalarında yazisa yazisa, konusa konusa sabahlarlar, neden mail kutuları dolar dolar bosalir, niçin cep telefonları mesaj mesaj üstüne en çok asiklar arasinda gece-gündüz demeden kullanilir. Çünkü sevgi bu, daima on-line olmak ister, top-one kalmak ister. Allah asiki evliya kadinlardan Rabiatü’l-Adeviye’nin ifadesiyle: "Seven sevdigini çok anar." ve çok arar.
Su ölümlü dünyada bütün sevimliler ve sevgililer bizi birakip gitmezden önce, hani o çok sevdigimizi söyledigimiz Allah’imiz tarafindan sevilir hale gelebilmeliyiz ve sevgili bir kul olarak rahmetine yürüyebilmeliyiz; tâ ki Onun tarafindan sevinçle ve güleryüzle karsilanabilelim… Bunun için de Allah’i ya aklen, ya kalben ya da hissen hiç unutmamak, daima hatirda tutmak; her ânda Onu aramak ve her yerde Onu anmak.. Ona sevgimizi kuru bir sözden ibaret görmemek; belki ona vuslat yolunda sorumluluklarimizi yerine getirmek ve bazi mesakkatlere katlanmak lazimdir.
Bir tarafta gülünceye kadar aglayanlar var, diger tarafta ise aglayincaya kadar gülenler. Sevgi, güldürünceye kadar aglatir; aglatirsa, daha dogrusu ugruna aglanirsa güldürür insanı sevgi. Madem kaderimizi -bir anlamda- gözyaslarimiz belirliyor. Kalbimizdeki Allah sevgisi de bir çiçektir, onu kuru sözlerimizle degil, gözyaslarimizla sularsak yasatabilir ve onun bire bin veren semeresini devsirebiliriz. Allah’i için için yanarak, sizim sizim sizlayarak ve erim erim eriyerek sevmekle mümkün yani bu. Kisacasi ve açikcasi, gönlümüzdeki ilahî sevgi çiçeginin çekirdegini, ibadet topragi üzerine dikip sürekli marifet suyu ile sulamaliyiz ki rıza-i ilahi meyvelerini derebilelim.. ve neticede firdevs cennetlerinde sonsuz ve sinirsiz saadetlere erebilelim… 
 

***   SEVGİ NEYDİ… ? ***
Sevgilerinin üstünden baharlar ve kışlar geçenlere!
Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi?
Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazen; bir akış, bir koşuş muydu?..Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!..
Hatırlayan var mı sevgi neydi?
Leyla’ların, Şirin’lerin, Aslıların nazı mıydı o; yoksa Mecnun’ların, Ferhatların, Kerem’lerin niyazı mı? Hangisinde belirtmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!..
Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler? Bir dudağım kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar sevgi değil miydi yoksa? En son ne zaman kızarmıştı yanağımız hatırlayanınız var mı? Uykumuzu en son ne zaman terk etmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk?
Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sirete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yoksa batın mı; kalıp mıydı, yoksa can mı?Var olmak mı, varlıktangeçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!..
Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi, kah hüzünle, kah mutlululkla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi,affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i ilahi’de ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir tevbeydi, nasuh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi iyi bir ad bırakmatı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır…
Sevgi: İki hece.
Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli.
Derin uykulara dalmadan önce ilk soru: Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman?!..
Bir soru daha: Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!..
Ve son soru: Çorak vadilere yönelmişse sevgimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..
İskender Pala 
 

 *** Öyle bir sevgi edinmeliyim ki ….***
beni sevginin,aşkın ve bütün güzelliklerin kaynağına yöneltsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
aşk -ı mecazi aşk- ı hakikiye dönüşebilsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
iyi kötü ayırımı olmadan tüm mevcut birimleri kapsayabilsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
azaba hüküm giymiş tüm insanlara ve

dahi ezeli düşmanım iblise bile merhamet duygularıyla yönelmeme vesile olabilsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
içimde ne kadar çirkin haslet varsa cümlesini yakıp kül edebilsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
beni sevgiliden bir an için bile ayrı düşürmesin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
vuslatın lezzetini tattırdıktan sonra visalin acısını bana unutturabilsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
bana
karanlık görünen dünyamı, ümit ve sevgi aydınlığına çevirsin.

Öyle bir sevgi edinmeliyim ki,
beni aşka meftun edip adeta aşk sarhoşu yapsın.

Öyle bir sevgili edinmeliyim ki,
her daim bana yüzünü gösterebilsin…

— Nazim AKPINAR

 


            
                          ****    AŞK     ****   
 
 
Aşkın dili,dini,ırkı yoktur! Bu sebeblen gönül ferman dinlemez…! Aşk tektir..TEK olanı ister….
 
MS 1058-1111 tarihleri arasinda Horasan’da yasayan Imam Gazali’nin 200 civarinda eseri bulunmaktadir. Mükasefet-ü’l Kulüb (Kalplerin Kesfi) en onemli eserlerinden biridir. Kalplerin Kesfi konu itibariyle Tasavvufi bir eserdir. Tasavvuf kalp ile ilgilenen bir ilimdir. Cenab-i Hakkin her gun ziyaret ettigi kalp kuskusuz temiz olmaya layiktir. Çünkü bu kulun Rabbine karsi edeb kuralidir. Kalplerin Kesfi adli eserinde Imam Gazali ayet ve hadislere uygun tarzda Tasavvufu islemistir. Sizlere ayni adli kitaptan Ask konusunda Imam Gazali’nin goruslerine yer verdik.

"Sevgi" canli varligin, haz veren bir nesneye karsi egilimli olmasidir. Soz konusu egilimin guclenmesi haline ask denir.
Ask duygusu, askin sevgilisine kul olmasi ve sahip oldugu her seyi ugrunda feda etmesine yol acacagi bir dereceye varabilir.
Züleyha’nin Hz. Yusuf’a karsi duydugu askin ne dereceye vardigina bir baksaniza! Kadinin butun servet ve guzelligi bu ugurda gitmis. Yetmis deve yuku mucevher ve gerdanliginin var oldugu soylenir, hepsini Hz. Yusuf’un aski ugruna harcamis. "Bugün Hz. Yusuf’u gordum" diyen herkese eline geceni zengin edecek degerde bir mucevher vere vere elinde hicbirsey kalmamis.
Asiri askindan dolayi diger her sey aklindan ciktigi icin karsilastigi her seyi "Yusuf" diye cagirir olmus, o kadar ki, basini goge kaldirdigi zaman Hz. Yusuf’un adini yildizlarin uzerinde yazili gorurmus.
Rivayete gore Züleyha iman edip Hz. Yusuf onunla evlendikten sonra eski asigi ve yeni kocasindan ayri yasamaya yonelerek kendisini ibadete vermis, varligini tamamen Allah’a adamis.
Nihayet birgun Hz. Yusuf’a demis ki, "ben sana Allah’i tanimadan once asik olmustum, fakat O’nu taniyinca kendisine karsi duydugum muhabbet, diger herseyin sevgisini gonlumden giderdi. O’nun sevgisine bedel istemiyorum."
Leyla ile Mecnun’un ask hikayesini herkes duymustur. Mecnun’a "adin ne" diye sorarlar, "Leyla" diye cevap verir. Bir gun yine Mecnuna "Leyla olmedi mi " derler. "Hayir, Leyla kalbimde yasiyor olmedi, Leyla benim" diye karsilik verir.
Yine bir gun Mecnun, Leylanin evi onune gider ve gozlerini gok yuzune diker. Ona "ey Mecnun, gok yuzune degil, Leylanin odasinin duvarina bak, belki onu gorursun" derler. O boyle diyenlere "golgesi Leyla’nin evine dusen yildiz bana yeter" diye karsilik verir.
Anlatildigina gore Hallac-i Mansur’u seksen gun hapsetmisler, Imam-i Sibli bir gun ziyaretine gitmis ve "ey Mansur, Muhabbet nedir" diye sormus. Mansur "bu soruyu bana bugun degil, yarin sor" demis. Ertesi gun olunca Mansur’u zindandan cikarirlar ve uzerinde boynunu vurmak uzere yere yaygi yayarlar, bu sirada Imam-i Sibli cika gelerek karsisinda dikilir. Bu anda Mansur ona seslenir, "ey Sibli! Sevginin basi yangin, sonu ise olumdur."
Hallac-i Mansur’un nazarinda Allah’dan baska her seyin batil olduguna kesin kanaat gelince ve yalniz Allah’in hak oldugunu bilince, hak isminin onun kendi adi oldugunu unutmus ve sen kimsin sorusuna muhatap olunca "ben hakkim" diye cevap vermistir.
Anlatildigina gore gercek sevgi su uc davranista belli olur:
1- Asik, sevdiginin sozunu digerlerinin sozune tercih eder.
2- Asik, sevgilisi ile oturup kalkmayi baskalari ile birarada olmaya tercih eder.
3- Yine asik, sevgilisinin rizasini kazanmayi, baskalarinin hosnutlugunu elde etmeye tercih eder.
Elbetteki Tasavvufi anlamda, asik kul, sevgili Alemlerin Rabbi olan Allah’tir. Ask, bu hikayelerde de okudugumuz gibi mecazi askla baslayarak yol alan ve Allah’a ulastiran Ilahi Ask’tir.
 
 
Aşk Yunus’ un çıktığı selamet sahilidir…
Tufandan sonra Nuh’ un gemisinin oturduğu dağın eteğidir. İbrahimin yüreğinde yanan aşk ateşiydi.Nemrutun yaktığı ateş dünya ateşiydi.
İbrahim’ in kalbindeki aşk ateşi Nemrut’ un ateşine göre ser ve selametli idi.
Ya Musa’nın asası neydi? Aşk değil miydi?
Nefsin sihirbazlığının bütün hayallerini bir anda yutuvermiş Evet, nefs bilgiyi saptırabîlirdi. Ama nefs aşkın karşısında bir hiçti.
Aşk hükümdardır. Herşey onun emrindedir. "Bir şehre hükümdar girince orayı harap eder"
Eğer kalbimize aşk girerse nefsin tüm putlarım kırar, temizler. Allah aşkın efendisidir; aşk da kainatın efendisi.
Allahca seven kalbe bütün dünya girse bite o kalbin haberi olmaz, o kalbe zarar gelmez Ama içinde Allah’ a sevgi bulunmayan kalbe dünyanın bir zerresi girse o kalp boğulur, j dünyaya mağlup olur. Bîr sultanın binlerce kölesi olur ve o memleket itaat sayesinde huzur ve sükunet bulur. Fakat sultansız bir ülkede iki köle dahi olsa orayı kargaşaya boğar. Aşkı bulana dünya köle olur. Aşksız olan kargaşanın kölesi olar. Aşk herşeyi tek bir şeye bağlar.
Aşk, BİR’ i görmek, BİR’ istemektir. 
          
                       *** AŞK ***

Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî’dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî’ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş bulunmazsa, susmak evlâdır. Çünkü herkese aklının erebileceği ölçüde söz söylemek gerekir. Yoksa hâlden anlamayana hikmet ve mârifetten bahsetmek, hakîkate zulmetmektir. Bu itibarla Muhyiddîn ibn Arabî -kuddise sirruh-: "Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar." buyurmuştur. (Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, syf 364)

 

             MECNUN VE MÜTEHAYYİR
Mecnûn Leylâ’nın aşkıyla öylesine kendinden geçmişti ki, Her nereye baksa Leylâ’yı görür oldu. Artık adını soranlara bile; "Benim adım Leylâ! diyordu."
Dilinde ki virdi, gönlündeki derdi Leylâ idi. Leylâ’dan gayrı kimseyi de tanımıyordu. Leylâ ismi diğer bütün isimleri unutturmuştu O’na. Mecnûn âşık-ı sâdık olmuştu. Çünkü, aşkında sâdık olan, özge esmâ bilmezlerdi.
Yine böyle deli-dîvâne "Leylâ!-Leylâ!" diyerek feryâd edip dolaşıyordu Mecnûn. Hem de şehrin orta yerinde, kalabalık bir mekanda. Leylâ bu yürek sızlatan feryâdı işitmiş ve derinden etkilenmişti. Gidip şu miskîne kendimi göstereyim de hâl, hâtır sorayım, dedi kendi kendine. Gece-gündüz kendisi için âh u efgân eden bu zavallıyı rahatlatmak istiyordu Leylâ. Bu arada Mecnûn şehrin dışına çıkmış ve Leylâ! Leylâ nidâları ile sahraya doğru yol almaya başlamıştı. Leylâ arkasından yetişerek Mecnûn’un önüne geçti, ancak Mecnûn Leylâ’ya hiç iltifat etmemişti. O kadar çok "Leylâ" diyordu ki, bu zikr-i kesîr sebebiyle kendinden geçmiş, bayılarak yer düşmüştü. Yattığı yerde dahî bütün âzâlarından "Leylâ" zikri yükseliyordu. Leylâ şaşkın bir vaziyette olup-bitenleri izliyordu. Mecnûn kendine geldiğinde karşısında gölgesi üzerine düşmüş bir varlık olduğunu farketmişti. Başını kaldırdı, gözlerini Leylâ’nın yüzünde gezdirdi ve "Sen kimsin?" diye sordu Leylâ’ya. "Hâlin nedir aşk elinden? dedi Leylâ. Mecnûn "Sana ne benim hâlimden. Dost musun, düşman mısın? Uzak dur benden!" dedi. "Adını anmaktan deli-dîvâne olduğun Leylâ benim. Nasıl olur da beni tanımazsın?" dedi Leylâ. Mecnûn’un yüzünde acı bir gülümseme belirdi ve sözlerini şöyle tamamladı: " Bil ki; bütün âlem bana "Leylâ" olmuştur. Benim gönlüm lebâ-leb Leylâ doludur. Eğer sen Leylâ isen, bu bende ki Leylâ nedir? Anlaşıldı ki, Mecnûn artık Cunûn şehrinde ikâmet ediyordu. Bu şehrin ne makâmı ne de mekânı vardı.
Zâten Mekânı belli olmayan iki yer vardı. Bunlardan biri "Hayret Vâdisi" diğeri "Cunûn Şehri" dir." Hayret Vâdisi’nde ki şaşkınlığa düşmüş kimselerle(mütehayyir), Cunûn Şehri’nin mecnûnları bir araya gelerek halka oluşturdular ve kendilerinden geçmiş bir halde sohbete daldılar. Mecnûn da bu mecnûnlardan bir mecnûn olmuştu. Mecnûnlardan birisinin sorusu ile başlayan sohbet derinleştikçe tatlandı, tatlandıkça derinleşti. Mecnûn sordu Mütehayyir cevapladı:
- Ey Mütehayyir! Okudun, yazdın ve mânâsını da anladın. Mânâyı nasıl anladın? Söyler misin?
- Elif-bâ ile
- Mânâ ne demektir?
- Birin iki, ikinin bir olmasıdır.
- Buna ne denir?
- Kelime-i Tevhîd
- Peki, Elif-bâ ne demektir?
- Kâinâttaki gerçeklikler(realiteler)
- Asıl olan hangi harftir?
- Elif
- Elif neyin aslıdır? Varlığın mı? Hâdiselerin mi?
- Vârlığın değil, hâdiselerin aslıdır.
- Elifin aslı nedir?
- Nokta.
- Elife mi yoksa noktaya mı varlık diyorsun?
- Nokta’ya. Nokta sessiz varlıktır, ancak Elif’le konuşur.
- Öyleyse iki tane varlık var?
- Hayır! Elif ve nokta birdir. Arı’yı düşün!
- Arı ne yapar?
- Bal yapar; sevdirmek için!
- Başka ne yapar?
- Balmumu yapar; bildirmek için!
Mütehayyir cebinden bir balmumu çıkardı ve;
- İşte Nokta! dedi.
Sonra balmumunu nefesiyle ısıtıp boyunu uzattı ve;
- İşte Elif! dedi.
O sırada mecnûnlardan biri ayağa kalktı ve;
- Elif’in başka adı var mı? diye sordu.
Mütehayyir;
- Evet var! Gel de kulağına söyleyeyim dedi. Sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Kucaklaştılar.
Mütehayyirin ifâdesine göre, o artık Leylâsız Mecnûn olmuştu. Çünkü Mecnûn Leylâ’ya dönüşmüştü. Bundan sonra her kim aradan Leylâ’yı çıkarırsa Elif’in diğer ismini de öğrenebilecekti.
(Kaynak eserler: Filibeli Ahmed Hilmi, Âmâk-ı Hayâl;Eşrefoğlu Rûmî,Müzekki’n-Nüfûs)

Mustafa Demirci "
_Tertemiz Allah dostlarının sevgisini canın ta içine yerleştir .Gönüllerinden cihana sürür yayılan ariflerden başkasına gönül verme _

*** MECNUNUN AŞKINDAN BİR KESİT… ***
Bir gün Mecnun hasta olup yatağa düşer. Tedavî için bir doktor çağırırlar. Doktor "Damardan kan almak gerek’" diyerek Mecnun’ un kolunu bağlar. Tam iğneyi batıracağı sırada Mecnun bağırır;
"-Ey doktor, bırak! Ücretini al ve git. Bu hastalıktan öleyim, zararı yok. Vazgeç kan almaktan. "
Doktor Mecnun’a
"-Sen çöllerde kükremiş arslanlardan korkmuyorsun da koluna bir iğne batmasından mı korkuyorsun?"
diye sorar.
Mecnun’un cevabı şu olur;
"-Ben neşterden korkmuyorum. Benim vücudum,
varlığım Leyla ile doludur. Korkarım ki benim kolumu
yararken Leyla’yı incitirsin, işte ben bundan
korkuyorum."
MESNEVİ: "-Varlığımdan bir addan başka bir şey kalmadı. Ey güzelim, vücudumda senden başka bir varlık yok. Bu sebeple sirke, bal denizinde nasıl yok olursa, ben de sende öyle yok olurum." (Beyit 2023-2024)

 

AŞUK UN  MAŞUKA KAVUŞMASI -ALÂÜDDİN ATTÂR (K.S.) ANLATIYOR …
Şâh-ı Nakşibend hazreteleri beni kabul edince, kendilerini o kadar sevdim ki, sohbetlerinden ayrılamayacak hâle geldim. Bu halde iken, bir gün bana dönüp;
" Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?’ buyurdu.
‘İkrâm sâhibi zâtınız, âciz hizmetçisine iltifât etmelisiniz, hizmetçinizde sizi sevmelidir’ diyerek cevap verdim. Bunun üzerine:
" Bir müddet bekle, işi anlarsın’ buyurdu. Bir müddet sonra, kalbimde, onlara karşı muhabbetten eser kalmadı. O zaman; ‘Gördün mü; sevgi bizden midir, senden midir?’ buyurdu. Beyt:
Eğer mâ’şûktan olmazsa muhabbet âşıka,
Âşığın uğraşması mâ’şûka kavuşturamaz aslâ! 


                                        
              ZOR imtihandır AŞK  ……
Sultanın kızına bir gariban âşık olmuştu. Sultan bunu duyunca âşıkı huzura getirtip,
- Ya ülkemi terk eder gidersin, dedi, ya da kelleni vurdurtacağım, kararını hemen ver.
Zavallı adam, düşündü, taşındı ve gitmeye karar verdi.
Sultan ise adamın cevabını duyunca cellatları çağırttı.
Vezir dedi ki:
- Hünkarım, neden suçsuz birinin kellesini vurdurttunuz?
- Çünkü gerçek bir âşık değildi o, sahtekardı. Eğer gerçekten âşık olsaydı, başının kesilmesini seçerdi. Eğer başının kesilmesini seçseydi, tahtımdan kalkıp onu yerime oturtacaktım.
Feridüddin Attar – Aşkname
                    
          GÜL AŞKIN MİHRABIDIR…
 
Güneşi kovunca ardındaki kızıllık, Gözler siyah gördü dünyayı
Ve aşkı şeydaya sordu gece  ,Mecnun ağlamaklıydı
Kim bilir beklide haklıydı, Gözleriydi sevdaların hayat yurdu
Kuru kupkuru bir gülü savurdu, Reyhan kokan geceye …
Sükut etme ne olur! ,Neydi o sayha ki
Leyla’da Leyla’yı sundu sana?  Goncalar tebessüm etti gelmeden bahar.
Neydi?  Yine sende seni unutturan?
Ahu fizarımı hoş gör.  Şikayet değil
Anlamaya çalışmak, anlamak belki
Halil’i ona sunan  ,Ateşi göze almak mıydı?
Alevleri serin kılan neydi?  Vefamı?
Her şey sır oldu bana mecnun!  Güneşin battığı yerden
Güneşlerin doğduğunu bilemedim  ,Uykuların şerefleri koruduğu
Canımın rengi  gizliymiş  ,Gökkuşağında.
Halis altın ateşin içinde;   Nur karanlığın ortasında hoşmuş
Sur bedenlere değil  ,Kalplere üflenirmiş.
Yiğit secdeye varana değil,  Secdede kalana denirmiş.
Nur sırrın suruymuş.   Ve asıl sır buymuş.
Afyon tutar şehrin ışıklarını   Birde beni
Ayağına baş koyduğuna sevdalıyım  ,Ama şehir yavaşlatır beni.
Ne zaman uzansam uykusuz gözlerle  ,Karanlığın şebnem şafaklarına,
Hep yeni baştan doğarım.  Karanlık sarmıştır ya beni
Pişmanımdır önceki yıllara  ,Güya istenilen bir hayatı kuşanırım
Ve o hayatın arzusu  ,Cilve olur dudaklarımda
Kalkarım düştüğüm yerden  ,Çok sürmez inan bana
Düşerim kalktığım yere. Serzenişim yağar bana
Ben  ,Yalnız ben ıslanırım
Mecnun!     İstersen sen söyle son sözü
-ki sözün ;     Leyla’yı çölde araman gibi olsun
Neşesini hissettiğin gibi   ,Gözyaşlarına katık ettiğin gibi canını-
Anlatır mısın  ,Adı anılınca kendinden geçişini
Sahi ….O "Leyla’yım" deyince
"Sen Leyla’ysan ben kimim" diye sordun mu? ????Mecnun!
Sen kimin Leyla’sıydın? ?????Cevap yok mu?
Var!
Her aşığın bir Leyla’sı vardır
Ve her aşık bir Leyla’dır
Tek Leyla’ya götürmeli Leyla’lar
O’nu da Mecnun olanlar anlar
 
********************************************************************
                   CAN KONAĞINI ARAMADAYSAN CANSIN
                          BİR LOKMA EKMEK ARIYORSAN EKMEKSİN
                              ŞU NÜKTEYİ BİLİYORSAN İŞİ BİLİYORSUN DEMEKTİR
                                   NEYİ ARIYORSAN OSUN SEN   !
                                                         HZ. MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

**********************************************************************
                     
                                BİR LEYLA DÜSLEMESİ
Bir Leyla düslemesidir ask. Yanmaktir bir gülün kirmizisinda, türküler yakmaktir sevgiliye. Gün batimlarinda tutulan sevdalari gün dogumlarinda aramanin adidir ask. Seherlerde bülbülün yanik nagmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüregini veren bülbül olmaktir ask.
Ve biz simdi büyüsü kaybolmus zamanlarda askin pesine düstük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk askimiza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarini gizleyen ebedi iffetti.
Mecnun’a özendik sevdamizi bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir isikti, ab-i hayatti aski filizlendiren.
Ferhat olup Sirin’ler hatirina gönül kazmasini yamaç yüreklere vurmak istedik. Sirin, gönül aynasinda aski büyüten bir suretti.
Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bagrimizda. Leyla’ya, Sirin’e, Asli’ya adadigimiz yüreklerimiz vardir. Suretten öte aradigimiz bir yâr vardir. Yârin adiyla yan yana bilinsin istedigimiz adlarimiz vardir.
"Ask" ile "ilgi duyma" nin karistirildigi bir dönemde yasiyoruz. Artik güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Askin ilk basamagina dahi çikamadik. Tutkulara takilip kaldik. Dergâha gelen delikanliya seyhin " Sen git, âsik ol da gel, aski bil de gel!" dedigi kadar dahi olsa, yüreklerimize isleyemedik ask nakisini. Gönül topragina atamadik ask tohumunu. Nadasa birakilmis yüreklerimize bir Leyla tohumu düsmedi.
Biz ölümsüz ve günahsiz asklara degil, günübirlik sevdalara takilip kaldik. Cismaniyetin aginda ates böceklerini yildiz sayanlar gibi, tutkulari ask sandik. Talihsiz yanilgilarla yanlis ateslerde yandi ruhumuz.
Sonu "kaf"la biten, "ask"ta kalp vardir. Kaf, kalbidir askin. Askin kalbini çikarip aldiginizda geriye "as" (k) kalir, ceset kalir, madde kalir.
Mecnun’un askina özenip de yürüdügümüz yollar, çöl degil. Oysa ask, çölde haz verir insana. Kalp, çöl yanmisliginda kaniyorsa ask vardir. Ask, yanmislikla daha bir lezzet verir asiga. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adi, cânân adi, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanlarin sürmeli gözlerinde Leyla’yi görenler, aska uyanir seherlerde. Ve askin büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alinlarimizdan, aslinda Leyla’dir buseler konduran.
Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artik. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakisli ceylanlari. Üstümüze günesler dogar oldu. Geceler boyu yildizlarla söylesip de onlara elveda diyemedik gün dogumlarinda. Biz, ceylanlarin gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nin gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettigimiz seherlere aglayamadik. Leylasizliga akmadi göz yaslarimiz.
Biz sevemedik yaratilani Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadik ask kitabini.
Oysa, varligin özünde sevda hamuru vardi. O hamuru besleyen askin pismanlik gözyasi vardi. Adem ile Havva’dan dökülen. Simdi ezeli pismanliklara degil, günübirlik sancilara akar oldu gözyaslarimiz.
En sevgiliye iltifatlar vardi sevgililer sevgilisinden, "Ben sana âsik olmusam ey serif!" hitabinin tatli sicakligi vardi. "Levlake…" hitabiyla baslayan bin bir renkte iltifatlar vardi. Âsik ile mâsûkun ezelde yazili, göklerde yan yana asili adi vardi.
Ask medeniyetinin sevda pazarinda, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanin hesabindayiz. Yere göge sigmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telasindayiz. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir. Tipki kapisina gelen âskina seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.
"Kimsin?" diye seslenir kapisini çalana. Aska tutulan âsik "benim" der. Ve tekrar seslenir sevgili. "Burada iki kisiye yer yok. Gönlüm teki arzular." Tekrar kapinin tokmagina dokunan ve israrindan vazgeçmeyen âsik, benlik libasindan siyrilir. " Sen’im" der. Vahdete adim atar, birakir ikiligi, küfrü birakir, çoklugu birakir. Sevdiginde fânî olur. Askin bekâsini bulur.
Ebedî aski arzulayanlar, sevdiginde fânî olup ölümsüzlüge kucak açanlardir.
Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adi bayraklasir. Dillerde hep Leyla kitabi okunur. Kulaga gelen her nagmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuslarin ötüsünde, güllerin kan kirmizi kivrimlarinda, gögün mavisinde, agacin yesilinde hep Leyla vardir. Yagmur damlalari vuslata kosar, düser topraga. Toprak, Leyla’sidir yagmurun; topragin Leyla’si yagmur…
Mecnun’a adini sorarlar, Leyla der. Geldigi yeri sorarlar, gidecegi yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep ask…
Gönlünü Leyla’ya kaptirmislarin safaklarinda, günesin isildayan çehresinde gamzeli tebessümler saklidir. Daglarin doruklarinda hiç kaybolmayan beyazliklar, Leyla’nin yürege serinlikler bahseden sevdasidir. Ask, kar beyazi vefalar saklar bagrinda.
Yüregine yasak koyanlar, vefalara bezenmis asklarinda ölümsüzlügün kapilarini aralar. Gecenin mavi karanliginda yildizlardan taç yapan âsiklar. Leyla duraginda sevda yagmurlariyla islanirlar.
"Cennet gözlüm" dedigimiz ve yarim kalmis yanimizi tamamlayan sevgiliyi alip da yanimiza…
"Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!" deyip düsüp de pesine, tutunup da etegine aradik mi hiç gecenin ve gündüzün Leyla’sini? Sevdanin ve Leyla’nin askina kaç gün dogumlarini sanciyla yasadik? Gün batimlarinda kaybettigimiz Leyla’yi bir gülün kirmizisinda bir bülbülün feryadinda aradik mi hiç? Leyla’dan baskasini görmez oldu mu gözlerimiz?
Yanikligiyla ve ceylanlariyla kendisini aska çagiran çöldedir Mecnun. Dolasir bir bastan bir basa. Yüreginden aska irmaklar akar çöl kumlarinda. Gönlünü avutur. Dolastigi günlerden bir gün… Fark edemez namaz kilan bir dervisin önünden geçtigini. Leyla’dan baskasini görmeye yasakli gözleriyle göremez, namaz kilan dervisi. Namaz biter. Kirk yillik bekleyis yükünü bilen dervis kizar Mecnun’a. Özür kusanmis kelimelerin ardindan, pasli vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabi okuyan dudaklardan. " Kusura bakma dervis baba, ben Leyla’nin askindan seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulundugun Mevla’nin askindan beni nasil gördün?"
Ask yanilgisiyla avunan yürekler sitmaya tutulur. Yeni bir sevdanin, ezelî ve ebedî Leyla’nin esiginde aska uyanir canlar, Leyla’ya uyanir. Vuslat kokan düsler Leyla’ya uzanir .
Evet işte AŞK buydu ve böyle olmalıydı…
İnsanların maddede boğulup aşkı cinsellikle özdeşleştirdiği şu anlamsız çağda AŞK’ı anlamak AŞK’ı yaşamak AŞK’ı öğrenmek AŞK’ı öğretmek gerçekten zor olsa gerek…
AŞK, AŞK’ı yaratana aşık olmak, her dem O’nu istemek, her dem O’nu arzu etmek, her dem O’nunla olmaya çalışmaktı…
RABBİM bu kutsi anlamı idrak edip layıkıyla AŞIK olanlardan eylesin bizleri…
RABBİM mananın en güzeli olan AŞK’a maddenin en aşağısı olan cinselliği yüklemekten ve AŞK’ı maddeye indirgemekten bizleri korusun..!
Gerçek sevgiliyi en güzeliyle sevebilmek duasıyla…

Eksiklik Kendi Özümde…

Bir nefesçik söyleyeyim,

Dinlemezsen neyleyeyim.
Aşk deryasın boylayayım,
Ummana dalmağa geldim…

Aşk harmanında savruldum,
Hem elendim hem yuğruldum,
Kazana girdim kavruldum,
Meydana yenmeğe geldim…

 

Ben Hak’la oldum aşina,
Kalmadı gönlümde nesne,
Pervaneyim ateşine,
Oduna yanmağa geldim…

 

Ben Hakk’ın edna kuluyum,
Kem damarlardan biriyim,
Ayn-ı cemin bülbülüyüm,
Meydana ötmeğe geldim…

Şah Hatayim’dir özümde,
Hiç hilaf yoktur sözümde.
Eksiklik kendi özümde,
Darına durmaya geldim…

 

*** AŞK DUASI ***

Rabbim
Bir insan koy kalbime
Ama o insan senin de
sevdigin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önce
Onunla bulusmus olan sen olasin
Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla oyle bir yolda yürüyelim ki
Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim
Oyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem’e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin
Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde… bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
ALLAH Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor….
 

About these ads
Bu yazı Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s